| Bu yazıyı yazdır |
| Email ile gönder |
Bertha Von Suttner
![]() | |
1905 yılında Nobel Barış Ödülü'nü aldığında kitabı 37'nci baskısını yapmış ve tüm Avrupa dillerine çevrilmişti. Yazar Leo Tolstoy, Bertha'ya yazdığı bir mektupta "Tanrı eserinizin ışığında savaşın ortadan kalktığını bize göstersin" diyordu.
Oysa, yaşamının başında, henüz bir genç kızken Kontes Kinsky olarak düşünceleri, yaşamı, düşleri oldukça farklıydı. 1859 Avusturya-Fransa savaşı sürmekteydi. Avusturyalı Kontes Kinsky sosyetenin uğrak yeri olan Wiesbaden kaplıcalarında ailesi ile eğlenmekte ve kuzeni ile birlikte, geleceğe yönelik düşler kurmaktaydı.
Bertha bir opera şarkıcısı olmayı ve mükemmel bir evlilik yapmayı umuyordu. Kuzeni Elvira ise çok ünlü bir ozan olacaktı. Kuşkusuz, sürmekte olan savaş, bu gelecek düşlerine gölge düşürüyordu. Ama o yıllarda o da herkes gibi "Savaş hoş değil ama kaçınılmaz" diye düşünüyordu.
Yıllar sonra 1889'da yazdığı kitabında bu koşullanmışlığın nereden kaynaklandığını şu cümlelerle anlatacaktı: "Okullarda okutulan ders ve okuma kitaplarında yalnızca savaşlardan oluşan uzun bir zincir olarak anlatılan kendi ulusal tarihimizden de, durmadan kahramanca silahlı çatışmalardan söz eden şiir ve hikayelerden de çıkan sonuç budur. Aşırı milliyetçi eğitim sisteminin bir parçasıdır bu. Savaşın dehşetinin doğal olarak meydana getireceği korkuya karşı çocukların yüreğini katılaştırmak için en feci kan banyoları, katliamlar, sıradan ve doğal, üstelik gerekli şeylermiş gibi anlatılmaktadır. Savaş alanına gitmeleri gerekmeyen kızlara da erkek çocukların askerlik için yetiştirilmelerine dayalı kitaplarla ders verilmektedir. Diğer her konuda merhametli, ılımlı olmaları uyarısında bulunulan genç kızlarımıza yeryüzündeki savaşların korkunç resimleri gösterilmekte, kentleri nasıl yıktığımız, insanları nasıl kılıçtan geçirdiğimiz, esirleri nasıl soyduğumuz anlatılmaktadır. Hem de büyük bir zevkle. Bunlar olmak zorunda. En yüce şeref ve namusun kaynağı bu. Savaşı göklere çıkaran şiirler ve tiratlar ezberlemek zorundalar. Subayların taktıkları sayısız nişanlar böyle yaratılıyor işte."
Kontes Kinsky'nin günün birinde "barış savaşçısı" Bertha Von Suttner olarak böyle şeyler söyleyeceği kendisi ve çevresi için inanılacak gibi değildi. Gençlik yıllarında kendisini "kendini beğenmiş ve yüzeysel" olarak tanımlıyordu. Durmadan yeni hayranları ile flört ediyor, kendisini müzik dünyasının bir yıldızı olarak görüyordu.
Üç kez nişanlandı ama hiçbiri evlilikle sonuçlanmadı.
1873 yazında 30 yaşındaydı. Opera şarkıcısı olma hayallerine artık kendisi de inanmıyordu. Ama iyi bir eğitim aldığı söylenebilinirdi. Çalışmaya karar verdi ve Baron Von Suttner'in evinde 4 kızına mürebbiyelik yapmaya başladı. Evin kendinden 7 yaş küçük oğlu Arthur'a âşık oldu. Arthur da ilgisine karşılık verdi. Ama aile bu durumu kabullenmedi. Ve evden uzaklaştırıldı. Yeni bir iş aramak zorundaydı. Gazete ilanı ile Paris'te yaşayan ve kendisine sekreter ve ev işlerinde yardımcı arayan İsveçli zengin bir adamla ilişkiye geçti ve Paris'e gitti.
Bu ilginç adamın daha sonra dinamit ve patlayıcı jeli bularak savaşları toptan yok edeceğini uman Alfred Nobel olduğunu öğrenecekti. Kısa bir zaman onun yanında çalıştı. Ama çektiği aşk acısı Paris'te daha fazla kalmasını engelledi. En değerli pırlantasını satmak pahasına Viyana'ya geri döndü. Arkasında Alfred Nobel'e bir mektup bırakmıştı. Bu ani ayrılığa karşın Nobel onun yaşam boyu en iyi arkadaşlarından biri olarak kalacaktı.
Viyana'da Arthur Von Suttner ile görüştü ve gizlice evlendiler. Kafkasya'ya kaçarak orada 9 yıl kaldılar ve geçimlerini büyük ölçüde yazarlıktan sağladılar.
Bu yıllarda Bertha 1877-78 Osmanlı-Rus savaşını yaşadı. Ama hâlâ gençliğinde ona aşılanmış duygu ve düşüncelerin etkisi altındaydı. 1885 Mayısı'nda Avusturya'ya geri dönen çift bir çiftlikte yaşamaya başladı.
1886-87 kışını Paris'te geçirdiler. Alfred Nobel'i ziyaret ettiler. Edebiyatçılar, politikacılar ve hukukçularla geceler boyu tartıştılar. Tartışılan konuların başında ise Ufukta yeni bir savaş mı var? sorusu vardı. O sıralar Fransa-Almanya arası çok gergindi. Bu konuşmalar sırasında Bertha 1880 yılından buyana Londra'da Uluslararası Uzlaşma ve Barış Birliği'nin yani barış hareketinin varlığını öğrendi. Ve hemen onlar hakkında tüm bilgi ve belgeleri temin etti; büyülenmişti. Bu sürecin sonunda romanını yazmaya başladı. Kitabın gerçek olayları yansıtmasını istediği için gerekli ön araştırmalarını tam olarak yaptı. Ve sonunda "Silahları Bırakın" adlı kitabını yayımladı.
Edebiyat açısından yazdıkları bir şahaser sayılmazdı. Ama içerdiği yeni düşüncelerle bir eğitim kitabı gibi algılandı ve önemli tartışmalar yarattı. Örneğin Avusturyalı yazar Peter Rosegger bu romanı "çığır açan bir yapıt" olarak tanımlıyordu. Pekçok tebrik ve destek mektupları alıyordu. Ama onun düşünceleri ile alay edenler de oldukça fazlaydı.
Barış sözcüğünü kullanmak "Silahları Bırakın" diye kitap yazmak, silahlanma için büyük paralar harcanan ve savaşın yüceltilmesi için her türlü propaganda yapılan bir dönemde cesaret istiyordu.
Bu cesaret onda fazlası ile vardı. Barış düşüncesi ile kararlı bir biçimde kendini ortaya koymaya devam ediyordu. Kitabım sayesinde edindiğim deneyler ve çevreler beni bu hareketin içine daha fazla itti. Öyleki başlangıçta düşündüğüm gibi yalnızca kalemimle değil, tüm benliğimle kendimi bu işe adadım" diyordu.
1891 yılında Barones Viyana'da Barış Derneği'nin Avusturya kanadını oluşturdu. Ardından 1892 yılında Berlin'de Alman Barış Derneği'ni kurdu. Almanya'da pasifistler ilk kez örgütlendiler.
1899 yılında Lahey Barış Konferansı yapıldı. Bertha tek kadın olarak bu toplantıya katıldı. Daha sonra konferans notlarını bir kitap halinde yayımladı. Barış için yapılan her önemli toplantı ve kongreye gider konferans verir ve dönemin eleştirilerini yapardı.
Ölümünden sonra 1917'de nu eleştiriler iki cilt olarak toplanıp basıldı. "Dünya Savaşının Önlenebilmesi için Verilen Savaş" adlı bu yapıt ile aslında bugünkü barış araştırmalarının temeli atılmıştı denebilir.
Eleştirileri 1891'den itibaren Deniz Filosu'nun kurulmasından, çeşitli savaşlara, Balkanlar'daki savaşlardan, kadınların oy hakkı savaşına dek pek çok değişik konuyu kapsamaktaydı.
1911'de Avusturyalı işçi kadınların eylemi üzerinde şöyle dedi:
"İşçi kadınlar Viyana'da kadınların oy hakkı için dev bir gösteri düzenlediler. Binlerce kadın büyük bir sessizlik ve düzen içinde caddelerden geçtiler. Liderleri yaptığı konuşmada şöyle diyordu. 'Aynı zamanda cinayetlere, kardeşin kardeşi vurduğu savaşlara milyonlar harcanmasına karşı da savaş vermek istiyoruz.'
Ölümcül silahlanmanın son bulmasını ve bu milyonların halkın ihtiyaçları için harcanmasını istiyoruz. Kadınca politika mı? Hayır, insanca politika..."
Avrupa'daki her krizi izliyor ve bu kıtayı ancak uzlaşmanın kurtaracağını önemle vurguluyordu.
O güne dek karşıtlarının sürekli gözden düşürmeye çalıştıkları "duygusal, sersem barış havarisi" diye adlandırdıkları Bertha artık eleştirileri ile ünlü bir gazeteci olmuştu.
İsveçli sanayici Alfred Nobel 1896'da öldüğünde bıraktığı servetin bir bölümünü Nobel Barış Ödülü'ne ayırmıştı ve 1905 yılında bu ödüle o layık görülmüştü. Ödül ilk kez bir kadına veriliyordu. Artık 62 yaşındaydı ve tüm saldırılara, düş kırıklığına rağmen barış için yorulmak bilmeden çalışmalarını sürdürmekteydi.
Yaptıkları ve yazdıkları bir çok kadının barış için çalışmasında önder oldu.
Yaşamının son yıllarında yakalandığı ağır hastalık sonucu, çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.
Bertha Von Suttner'in son sözü şöyle olmuştu.
"Silahları bırakın, bunu herkese söylerin herkese..."
21 Haziran 1914'te söylediği bu sözler sanki çok yakında gerçekleşecek savaşa karşı bir çığlık gibiydi.
Gerçekten de yedi gün sonra Avusturya-Macaristan Prensi, Ferdinand, Saraybosna'da öldürüldü ve Birinci Dünya Savaşı başladı.
Dünyamız o günden buyana ne yazık ki, pek çok savaş daha yaşadı.
Ama Bertha'nın yolunu açtığı kadınlar da kuşaklar boyu, barış için savaşını güçlenerek sürdürdüler.
|

