| Bu yazıyı yazdır |
| Email ile gönder |
Malta
![]() | |
Malta'nın doğudan batıya en geniş yeri 14, kuzeyden güneye ise 27 kilometre... Humması ve eriği ile dilimizde yeri olan Malta, arkeoloji ve tarih meraklıları için ilgi çekici olmasına karşın, bir ada ülkesi olarak "kum, deniz" için gitmeyi düşünenlere cazip gelmeyebilir. Hele geniş kumsallara alışmış insanlar için kayalıklı, yosunlu denize girmek hiç de iç açıcı olmuyor.
Malta'nın dilinde olduğu gibi mimarisinde de Arap ve İtalyan etkisi gözleniyor. Denizden çıkarılan malta taşı tüm yapılarda kullanılmış. Taşın renginden dolayı tüm ada beyaza çalan sarımsı bir renge bürünmüş... Balkonlarda ince demir işçiliği hemen göze çarpıyor.
Malta'da şöyle bir dolaştığınızda en çok görebileceğiniz üç şey... Katedral, kayık ve kertenkeledir. Son derece özenle yapılmış katedrallerden en ünlüleri olan St. John's ve Mosta Katedralleri gezilmeye değer yapılar... Tüm yapıları yontma taştan yapılmış bir ülkede doğaldır ki, her köşe başında irili ufaklı kertenkeleler olur. Malta'da günde kaç kertenkele gördüğünüzü sayarak kendinize küçük bir eğlence oluşturabilirsiniz. Emin olun ki yüzü geçecektir... Ve kayıklar... Bir ada ülkesi olduğundan balıkçılık çok gelişmiş. Tipik bir balıkçı köyü olan Marsaxlokk'un marinasında rengarenk kayıklar "Çek bizim fotografımızı" dercesine sıralanmışlar. Üzerlerinde bulunan göz resimleri Fenikelilerden kalma bir geleneğe dayanıyor. Bizdeki nazar boncuğuna benzer bir anlamı bulunuyor.
Malta'nın başkenti La Valetta'da birkaç tane Türk bankası bulunuyor. (Off-shore bankacılık) Bir iki tane de Türk lokantası mevcut. Tabelasında "Turkish Kebap House" yazan bir lokanta görünce akşam yemeği için hevesleniyorsunuz. Ancak içeriye girdiğinizde ağırlaşmış et kokusuyla karşılaşıp bir "Merhaba" bile diyemeden gerisin geriye dömek hiç de mutluluk verici olmuyor.
Şu küçücük Avrupa ülkesinde engellilerin telefon kulübesinde, otoparklarda, park alanlarında, tuvaletlerde ve kaldırımlarda düşünülmüş olmasını takdirle karşılıyorsunuz.
Taşıma suyla değirmen döner... Adanın su gereksiniminin yüzde 40'ı yer altı sularından karşılanıyor. Yağışı bol bir ülke olduğundan kuraklık tehlikesi pek bulunmuyor. İçme suyunun çoğu tankerlerle yurt dışından getirilip ülkede şişeleniyor.
Deniz dışında bir su birikintisi bulunmadığı için barajları da yok. Elektrik "güç istasyonu" diye adlandırılan merkezde üretiliyor.
Ekili alanları, daha çok üzüm bağları oluşturuyor. Gereksinim maddelerinin çoğu, içme suyunda olduğu gibi, ithal ediliyor. Et de ithal edilen gıdalar arasında... Ortalıkta ne küçükbaş ne de büyükbaş hayvan görebiliyorsunuz. "Kuzular bize söyler, yılların geçtiğini*" diyebilecek çobanları da yok doğal olarak.
Osmanlılar, Malta'yı 1540-47 tarihleri arasında kuşatmış ve tarihlerinde önemli izler bırakmış. La Valetta'nın çevresi, bu nedenle surlar ve gözetleme kuleleriyle çevrilmiş. Bu kulelerin üzerinde göz ve kulak motifleri yer alıyor.
Eski başkent Mydina, adanın ortasında yer alıyor. Daracık sokaklarındaki bakımlı evlerden begonviller sarkıyor. Burada bulunan "Mumyalar Müzesi"nde sesefektleriyle kurgulanmış Malta tarihi sergileniyor. Kara kaşlı, kara bıyıklı, elleri kılıçlı insanlar (!) Maltalılar'ı katlederken gösterilmiş. Bu karanlık ve vahşet görüntülerinin sergilendiği mekanı gezerken tarihi yeterince bil(e)memenin verdiği huzursuzluk ve karmaşa içinizi kaplayıveriyor.
"Tagmet tark", Malta dilinde insanı dehşete düşürecek olumsuz durumlarda kullanılan bir deyim. "Üstümüze Türk yağdı" anlamına geliyormuş.
Trafik soldan işliyor. Kent içinde Leyland marka otobüslerle Valetta'nın her yerine ekonomik bir biçimde ulaşılabiliyor. Otobüs kadar uygun olmasa da taksi de bir seçenek tabii ki... Yolunuz Malta'ya düşerse, koltuklarına bembeyaz t-shirtlar geçirilmiş bir taksiye sakın ha binmeyin. Taksi şoförü küçük çocuğunuzun ellerinin-parmak izi kalacağı gerekçesiyle-camlara dokunmasına izin vermeyebilir. Hatta konuşmasına, hareket etmesine de... Hele ki ayakkabılarını beyaz örtülere yanlışlıkla değdirmesin. Yoksa bir dayak yemediğiniz kalır. Siz taksiden iner inmez zaten pırıl pırıl parlayan camlarını parlatması da cabası.
Salt turizm geliriyle geçinen bu küçücük ülkeden Gozo ve Comino adalarına uğramadan ayrılmamalısınız. Cirkewav'dan kalkan feribotla 30 dakika sonra Gozo'ya varabilirsiniz. Kilise, kale, eski tiyatro binası gezilecek yerler arasında.
Malta'da akşamı top sesleri ve havai fişek gösterileriyle karşılarsınız. Akşam yemeğinde beyaz malta şarabını yudumlayabilirsiniz. Geceler renkli... Kafeler, diskotekler ve casinolar...
Kilise çanları gece daha düşük sesle çalınıyor. Gün ağarmadan da tüm sokaklar her gün yıkanıyor. Kıt kaynaklarını temizlik için kullanmaktan çekinmiyorlar.
Eskrim salonlarını ve şövalye giysilerini görmeye giderken yanınızda gösterişsiz bir araba durabilir. İçinden kendi halinde bir adamın inip, bir binaya gir- diğini görebilirsiniz. Yollar kesilmemiş, sizi kimse oradan uzaklaştırmaya çalışmamıştır. O adam cumhurbaşkanıdır ve işine gitmektedir.
Havaalanında uçağınızı beklerken kulağınıza free shoplardan gelen tanıdık bir ses ve melodi çarpabilir. Tarkan sizi ülkenize yolcu etmektedir.
|

